Selil bir delikanlı idi. Dayısının kızı Betül Selma’ya gönül bağlamıştı. Selil dayısının muvafakatiyle Betül Selma’yı zevce olarak aldı. Nikâhtan sonra muhabbet şarabının ilk yudumunu içmek üzere Selma’yı asil bir devenin sırtına kurulmuş mahfeye bindirdi, atını eyerledi ve komşu obadaki yurduna götürmek üzere yola çıktılar. Selma bir ay parçasıydı, öyle bir ay parçası ki ışığı mahfeden taşıyordu. Sanki gökteki dolunay onun peşinden sürüklenip geliyordu. Biraz gittiler. Selil bir ses duydu. Atının dizginlerini bırakıp yere eğildi ve çölü dinledi. Kumlar ona uzaktan bir bölük atlının yaklaşmakta olduğunu söylüyordu.
Nal seslerinin şiddetine bakılırsa sayıları on beş yirmi kadar olmalıydı. Gözlerini ufka dikti ve kılıcını çekip bekledi. Sonra ay ışığında gölgeler belirdi, zırhlarına bürünmüş, elleri kılıçlı, yüzleri peçeli savaş erleriydi bunlar. Selil düşmanları olduğunu anlamıştı. Canına kast edecekleri ve Selma’yı kaçıracakları belliydi. O halde daha atak davranmakta yarar vardı. Kararını verip atını mahmuzladı. İlk atışta bir kaçını yere serdi ama kendisi de ağır yaralandı. Sonra Selma’nın yanına geldi. Onu deveyi çökertmiş, mahfeden çıkmış çırpınırken buldu. Bir silahı olmadığına yanıyordu Selma. Selil’i de yaralanmış görünce temelli gibi çıldıracak gibi oldu. Sevdiği erkeğin elindeki kılıcı alıp atını mahmuzladı bu seferde düşman üzerine o atıldı. Selil mani olmaya çalıştıysa da yarasının verdiği halsizlik yüzünden onu durduramadı. Bir müddet sonra Selma da yaraları toprağa bulanmış, göğsünden kanlar akar halde geri döndü. Selil ona baktı ve adeta yalvardı: ‘Sevgili! Düşmanlarım az sonra benim kanımı nasıl akıtacaklarsa bende şimdi senin kanını öyle akıtsam gerek. Kıyamet gününde namusum için hor ve kederli kalkmamaya ant ederek yapmak isterim bunu. Olmaya ki dudaklarından bir başkası murat almasın, düşmanım eli sana dokunmasın! Selma cevap verdi:
“Allah’a ant içerim ki eğer sen benim kanımı dökmezsen ben kendi elimle yine döker, senin kanına karıştırırım. Kıyamet gününde hor ve kederli kalkmamaya ant olsun; şimdi senin bu düğümü önce çözmen daha uygundur, vur haydi!...’Selil, Selma’nın yakasının düğmesinden bile kıskandığı, saçları değdiği vakit bile içinin eridiği o kuğular gibi boynunu tek kılıç darbesiyle biçti. Sevgilisinin ışığı bir nefeste sönmüştü. Sonra Selil son gücüyle davrandı. Ayağa kalkıp düşmana saldırdı. Son düşmanı da son nefesini verirken kendisi şevk ile sevgilisinin ardından gitti. Onun ipek saçları üzerine kapandığı sırada ruhunu teslim etti. Bir kahraman olarak ölmüştü.Selil'in obası bunu duyunca yakalarını yırtıp saçlarını yolarak koştular. İki gencin ölülerini kabristana getirip ikisini aynı mezara koydular. Ta ki yer altında bahtiyar uyuya ve yine bahtiyar uyanalar.(Şah & Sultan - İskender Pala)